T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8062
KARAR NO : 2021/13821
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L A M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK
DAİRESİ
TARİHİ : 7/9/2021 (EK KARAR: 23/9/2021)
NUMARASI : 2019/588-2021/1527
DAVACILAR : 1-MERYEM TÜRKTEKİN, 2-HAMZA TÜRKTEKİN
VEK. AV. DERYA AKDAĞ POLAT
DAVALI : HALİL AVCI VEK. AV. ERDİNÇ İPEK
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ADANA 4. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
TARİHİ : 9/1/2019
NUMARASI : 2016/698-2019/11
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen
itirazın iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye
mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacının
istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasına, dosyanın yeniden karar verilmesi için ilk derece
mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; kararı temyiz eden davalı
tarafın bu isteminin reddine dair verilen ek kararın, süresi içinde davalı
vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki bütün
kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalı müteahhitten villa satın aldıklarını,
satış sırasında vaziyet planında ve yönetim planında villanın bulunduğu
siteye ait olarak gösterilen yolların gerçekte belediye ve 3. kişiye ait
taşınmazlar içerisinde kaldığının anlaşıldığını, davalı tarafından
hazırlanan ve satış sırasında gösterilen kataloğ ve proje maketinin
gerçeğe uygun olmadığını, delil tespiti sonucunda alınan rapor ile 3.
kişiye ait taşınmazda kalan yol nedeniyle uğradıkları zararın 120.000TL
olarak tespit edildiğini, bu nedenle bedelden indirim yapılması
istedikleriini davalıya ihtarname ile bildirdiklerini, akabinde uğramış
oldukları zararın tazmini için icra takibi başlattıklarını ancak davalının
haksız itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek; takibe vaki itirazın
iptalini, takibin devamını ve davalının icra inkar tazminatına mahkum
edilmesini talep etmişlerdir.
Davalı; dava konusu taşınmazın 30/5/2014 tarihinde
davacılara satılmış olması nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını,
imar yolunun site yönetimi tarafından kapatıldığını savunarak, davanın
reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacıların tapu devri
esnasında resmi senet üzerindeki şerh, beyan ve irtifak hakları
bölümünde beyan olarak bahsi geçen yönetim planında düzenlenen yol
durumunu araştırıp öğrenme imkanlarının olduğu, harici satışın yapıldığı
tarih itibariyle yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun uyarınca yapılan değerlendirmeye göre davaya konu
edilen villaya ilişkin yol durumunun açık ayıp niteliğinde olduğu, aynı
Kanun uyarınca ayıp ihbarını yasal süresi içerisinde yapmayan
davacıların bedelde indirim hakkını talep edemeyecekleri gerekçesiyle;
davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili istinaf
yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; dava konusu yolun sitenin
sınırları içerisinde olduğu izleniminin uyandırıldığı, bu durumun alıcıların
satın alma kararını etkilediği gibi taşınmazın değerinin azalmasına neden
olduğu, bu hâli ile somut durumun eksik ifa teşkil ettiği, yargılama
sırasında alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde çelişkili olduğu gibi
yapılan hesabın gerekçesiz ve hatalı bulunduğu, ayrıca işbu raporun
aynı mahiyette olan Adana 3. Tüketici Mahkemesinin 2016/629 E. sayılı
dosyasında alınan bilirkişi raporu ile çelişki oluşturduğu, mahkemece
somut olayda eksik ifa kabul edilmek suretiyle yeniden oluşturulacak
uzman bilirkişi kurulundan davacıların iddialarını karşılar mahiyette rapor
alınarak karar verilmesi gerektiğinden bahisle, davacı tarafın istinaf
başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-
a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, deliller tam olarak toplandıktan
sonra yeni bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine
gönderilmesine, HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olarak karar
verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından
temyiz edilmiş; bölge adliye mahkemesince 23/9/2021 tarihli ek karar ile
kesin olan karara ilişkin temyiz başvurusunun usulden reddine karar
verilmiş; ek karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davalı tarafın ek karara yönelik temyiz itirazının
incelenmesinde;
İstinaf, bir işe yeniden başlamak, yeniden ele almak
anlamına gelir.
İstinaf ile ilgili monografilerin karşılaştırmalı hukuka
ilişkin bölümlerinde “geniş (tam) istinaf sistemi” “dar istinaf sistemi”
ayrımına yer verilmektedir. Geniş istinaf sistemi davanın istinaf merciinde
adeta yeniden görülmesi ve yeniden hükme bağlanması esasına
dayanmaktadır.
Dar istinaf sistemi ise ilk derece mahkemesinde hükme
bağlanmış olan davanın yeniden görülmesinden ziyade o davada verilen
hükmün denetlenmesi esasını benimsemektedir. Buna göre geniş
istinafta ikinci derece mahkemesi önüne yeni vakıa ve deliller getirtilmesi
konusunda bir sınırlama bulunmamakta, istinaf incelemesi istinaf
dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlanmamakta, istinaf yoluna
başvurmanın hükmün icrasını erteleyici etkisine getirtilen istisnalar sınırlı
tutulmaktadır. Buna karşılık dar istinafta kanun yolu incelemesinin kural
olarak istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle sınırlı tutulduğu
görülmekte, ikinci derece mahkemesinde yapılabilecek taraf işlemleri
sınırlamalara tabi kılınmakta, yeni vakıa ve deliller ileri sürülmesi istisnai
hâllerle sınırlı tutulmakta, istinaf incelemesi sırasında hükmün teminat
karşılığında icrasına imkan veren hükümler bulunmaktadır. Böylece
geniş istinaf sistemi doğru karar verilmesi amacına öncelik verirken dar
istinafın usul ekonomisini daha fazla gözettiğini söylemek mümkündür.
Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz dar istinaf sistemini benimsemiştir.
Gerçekten istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle
sınırlı tutulması, bölge adliye mahkemesinde yapılan istinaf
incelemesinde kural olarak resen göz önünde tutulacak olanlar dışında
ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen savunmaların dinlenmemesi
ve yeni delillere dayanılamaması ve bölge adliye mahkemesinin ilk
derece mahkemesi kararını kaldırıp dosyayı bu mahkemeye geri
göndermek konusunda geniş bir yetkiye sahip olması dar istinaf
sistemine ait özelliklerdir (Budak, A.C; İlamat Torbası İstinaf Mahkemesi
Karar İncelemeleri, Ekim 2020, s. 25-26).
İstinaf, aslında dar da olsa ikinci derecede yapılan bir
yargılamadır. İstinaf yargılamasında duruşma yapılmadan karar
verilebilen haller sınırlıdır. Diğer bir ifadeyle duruşmasız inceleme
yapılabilecek haller dışında kural, istinaf incelemesinin duruşmalı
yapılmasıdır.
İstinaf sistemi kavram olarak açıklandıktan sonra, istinaf
incelemesinin duruşmasız yapılmasına ilişkin yasal düzenlemenin
irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK)
353 üncü maddesinin ilk hâlinde;
“(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi,
esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi
için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde
uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili
mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş
olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen
hâkimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen
görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin
görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması
veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında
kalması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı
davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya
ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak
gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç
değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas
yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan
reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber,
kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama
yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata
edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma
yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından
sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir…”
hükmü yer almakta iken; 7035 ve 7251 sayılı Kanunlar ile yapılan
değişiklikler sonucu 353 üncü madde;
“…(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik
bulunmadığı anlaşılırsa;
a)Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi,
esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi
için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde
uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili
mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hakimin karar
vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen
reddedilen hakimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen
görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin
görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya
karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya
ayrılmasına karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili
olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş
olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili
olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas
yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan
reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber,
kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama
yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata
edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma
yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından
sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında,
duruşma yapılmadan karar verilir…” şeklinde düzenlenmiştir.
HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin hukuka
aykırılık durumlarında, bölge adliye mahkemesi esas hakkında inceleme
ve duruşma yapmadan (dosya üzerinden), ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için kararı veren
mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer
mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine
duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. Davanın esası hakkında
istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi ise, aynı maddenin
birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca duruşma yapmadan istinaf
başvurusunun esastan reddine, ilk derece mahkemesi kararını
düzelterek veya yargılamadaki eksiklikleri tamamlayarak yeniden esas
hakkında karar tesis edebileceği gibi bu maddede belirtilen haller
dışında, aynı Kanun’un 356 ncı maddesi uyarınca incelemeyi duruşmalı
olarak yapmak suretiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk
derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil
gerekli kararları verebilir.
"...İstinaf mahkemesince, HMK’nın 353 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen durumlarda, usule
ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra, sadece ilk derece
mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve dosyanın mahalline (ya da
uygun görülen ilk derece mahkemesine) geri gönderilmesine karar
verilmekle yetinilir. Bunun dışında bir müdahale söz konusu değildir.
Bölge adliye mahkemesi böyle bir durumda kararı esas yönünden
inceleyemez. Bu kararlara neden olan usule ilişkin hukuka aykırılıkların,
istinaf aşamasında telafi edilemeyeceği düşünülmüş olduğundan, ilk
derece mahkemesine ait kararın tümüyle kaldırılması ve (dosyanın
gönderileceği ilk derecede) yeniden bir yargılama yapılması
öngörülmüştür...” (Kurtoğlu, T; Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve
Yargılaması, Ankara 2017, s. 188)."
“...İstinafta da ilk derecedeki gibi kural, duruşma
yapmak olmakla birlikte, istinafın özelliği ve işin niteliği gereği
duruşmasız inceleme yapılacak haller ilk dereceden daha geniş
tutulmuştur. Ancak, duruşmasız inceleme yapılacak hallere bakıldığında,
çoğunluğu şeklî şeyler olup ya dosya üzerinden hemen karar
verilebilecek usûlî hususlar (m. 353/1-a) veya dosya üzerinden
değerlendirme yapılabilecek ya da dosya üzerinden eksiklik giderilerek
karar verilebilecek esasa ilişkin hususlardır (m. 353/1-b).(...)İstinaf,
yeniden ele almak, hukuka aykırı bulunan ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak bir karar verilmesini
gerektirmektedir. İstinaf mahkemelerinin asıl görevi bu olmakla birlikte,
kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî olarak saydığı hallerde, kararın
kaldırılmasından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine
gönderilmesine izin vermiştir. (...)Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353.
maddesinin birinci fıkrasına göre, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece
mahkemesine gönderilmesi, istinaf mahkemelerinin dar anlamda
mahkemeler olmasıyla ilgilendirilemez. Dar istinaf ya da sınırlı istinaf,
istinaf mahkemesini ilk derece mahkemesinin tespitleri ile bağlı
tutulmakta ve kararını ilk derece mahkemesince toplanan dava
malzemesine dayandırmaktadır. Başka bir ifade ile istinaf
yargılamasında yeni vakıalara dayanmak mümkün değildir. (...)İstinaf
mahkemesinin verilen kararı sadece kaldırıp yeniden karar verilmek
üzere ilk derece mahkemesine göndermesi biçiminde bir istinaf modeli
kabul edilmemiştir...” (Pekcanıtez/Atalay/Özekes; Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 7251 Sayılı Kanun Hakkında
Değerlendirme, TBB Dergisi, S.150, 2020, s. 285-288).--
Bu nedenle, HMK’nın 353 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılan hâllerde bölge adliye
mahkemesinin verdiği esası incelemeden ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılması ve dosyanın ilgili ilk derece mahkemesine
gönderilmesi kararları kesin olduğundan temyiz edilemez.
Öte yandan 7251 sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 362 nci maddesine eklenen (g) bendine göre; “353 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar”
hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış
olup, hükmün gerekçesinde de; 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)
bendi kapsamına giren durumlarda bölge adliye mahkemesinin duruşma
yapmadan kesin olarak karar vereceği, fıkraya eklenen yeni (g) bendiyle,
353 üncü madde hükmü ile uyum sağlanarak Kanunun bütünlüğünün
korunması amaçlandığı ifade edilerek 353 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararların kesin nitelikte olduğu
vurgulanmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, bölge adliye
mahkemesinin bu maddeye dayanarak vereceği kaldırma kararının,
“esası incelemeden” ve /veya "kanunda belirtilen usule ilişkin hukuka
aykırılık durumlarına ilişkin olarak verilmesi" gerektiğidir. Öyle ki bölge
adliye mahkemesince kanun hükmüne aykırı olarak uyuşmazlığın esası
hakkında değerlendirmeler yapılarak, işin esası incelenip kararın
kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesi durumunda taraflar
lehine usuli kazanılmış hak doğup doğmadığı sorunu da gündeme
gelecektir.
Bölge adliye mahkemesinin, davanın esası hakkında
istinaf incelemesi yapmış olmasına rağmen HMK’nın 353 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ilk derece mahkemesi
kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilgili
ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermesi durumunda, bu
kararın kesin olduğundan bahsedilemez. Zira, davanın esası hakkında
duruşma açılmadan istinaf incelemesi yapılması halinde bölge adliye
mahkemesince, HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
uyarınca, incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka
uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk
derece mahkemesi kararını düzeltilerek veya yargılamadaki eksiklikler
tamamlanarak yeniden esas hakkında karar verilmelidir. Bundan ayrı,
bölge adliye mahkemesinin HMK'nın 353 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendinde altı alt bent hâlinde sayılmış olan usule ilişkin
hukuka aykırılık halleri ile bir ilgisi olmamasına rağmen, bu madde
uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın
yeniden karar verilmek üzere ilgili ilk derece mahkemesine
gönderilmesine karar verilmesi halinde de, kararın kesin olduğu
söylenemeyecektir. Çünkü, kanun koyucu sınırlı biçimde ve istisnaî
olarak saydığı hallerde, kararın kaldırılmasından sonra dosyanın ilk
derece mahkemesine gönderilmesine izin vermiş olup, bu hususu 7251
sayılı Kanun ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesine
eklenen (g) bendinin gerekçesinde de yeniden belirtmek suretiyle
vurgulamıştır. Aksinin kabulü halinde, karara etki eden yargılama
eksikliğinin bulunduğu durumlarda hukuk yargılamasında sadece
Yargıtaya tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma
yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine tanındığı
sonucuna varılacaktır ki herhalde bu sonuca katılmak mümkün değildir.
Doktrinde de HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde
yer alan hükmün lafzına bağlı kalınarak yorumlanması halinde, bu
kararların Yargıtayın temyiz denetimi kapsamında incelenmesinin
mümkün olmayacağı ve bu durumun da yargılamanın amacına ve
yargılamaya hakim ilkelere aykırılık oluşturacağı görüşüne yer verilmiştir
(Boztaş, N; İlk Derece Mahkemesi Kararlarının Eksik Tahkikat veya
Gerekçesizlik Nedeniyle İstinaf Mahkemesince Kaldırılması Meselesi,
MİHDER, C. 13, S. 37, 2017/2, s. 442 vd.; Akil, C; Bir İstinaf Sebebi
Olarak HMK m.353/1-a-6 Üzerine Değerlendirme, TAAD, Yıl:11, S. 38,
2019, s.13-14).
Doktrinde ayrıca; Yargıtayın böyle bir denetim
yapmasının mümkün olmadığının kabulünün, bölge adliye mahkemesinin
HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ilgisi olmayan
bir karar vermesi durumunda bu kararın denetlenmesinin mümkün
olmamasına yol açacağı belirtilmiştir (Karaaslan, V; Kanun Yolları
Sistemine Eleştirel Bir Bakış, MİHDER, C. 15, S. 43, s. 454).
Yukarıda yapılan açıklamalar ve yer verilen yasal
düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tüketiciler
tarafından satın alınan taşınmazın yolunun bulunmaması nedeniyle
uğranılan zararın tahsili için satıcı aleyhine başlatılan takibe vaki itirazın
iptali istemiyle açılan davanın görüldüğü ilk derece mahkemesince,
tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri (ve uyuşmazlığın
çözümünde etkili olabilecek) delillerin tamamı toplanıp değerlendirildikten
sonra, davacıların isteminin açık ayıba ilişkin olduğu ancak açık ayıp
hakkında davacıların yasal süresi içinde satıcıya ihbarda bulunmaması
nedeniyle 4077 sayılı Kanun’dan doğan bedelde indirim hakkını
kullanamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, karara
karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince; ilk
derece mahkemesince toplanan deliller incelenip değerlendirildikten
sonra, dava konusu yolun sitenin sınırları içerisinde olduğu izlenimi
uyandırılmasının alıcının satın alma kararını etkilediği, ayrıca taşınmazın
değerinin azalmasına neden olduğu, bu durumun eksik ifa niteliğinde
olduğu tespit edilmiş, ayrıca benzer nitelikteki olup daha önceden
kararının kaldırılmasına karar verilen başka bir dava dosyasında alınan
bilirkişi raporu ile istinafa konu davada alınan bilirkişi raporunun çelişkili
olduğu gerekçesiyle, HMK'nın 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinin (6) numaralı alt bendi uyarınca yeniden oluşturulacak bilirkişi
kurulundan rapor alınarak karar verilmesi gerektiğinden bahisle, ilk
derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden karar
verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Diğer bir anlatımla; davada toplanan delilleri maddi vakıa ve hukuki
denetim yapmak suretiyle değerlendiren bölge adliye mahkemesince, ilk
derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada hukukun ve delillerin
yanlış uygulandığı yönünde belirleme yapılmış olmasına rağmen, olayda
uygulama yeri bulunmayan HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının
(a) bendinin (6) numaralı alt bendi gereğince, usul ekonomisi ilkesine de
aykırı olacak şekilde dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece
mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bu halde söz konusu kararın, HMK'nın 353 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) bendindeki açık hüküm ve (bu hüküm ile
uyum sağlanması ve kanunun bütünlüğünün korunması amacıyla) aynı
Kanun’un 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendindeki hüküm
birlikte değerlendirildiğinde kesin nitelikte olmadığı anlaşılmakla; bölge
adliye mahkemesinin davalı tarafın temyiz dilekçesinin reddine ilişkin
23/9/2021 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davalı vekilinin esasa ilişkin
temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
2) Davalı tarafın esasa yönelik temyiz itirazlarının
incelenmesinde;
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklandığı üzere bölge
adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi tarafından yapılan
yargılamada hukukun ve delillerin yanlış uygulandığı düşünülmesine
rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp
gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak yanlış uygulandığı tespit edilen
hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi
gerekirken; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın
yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine
karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3) Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu
aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle
bölge adliye mahkemesinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek
kararının kaldırılmasına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı
HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye
mahkemesi kararının BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan
nedenlerle davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu
aşamada yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde
temyiz edene iadesine, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine
gönderilmesine, 29/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.